Altınoluk – Cunda

 

İstanbul’un gürültüsünden, kalabalığından, havasızlığından ve trafiğinden sıkıldıysanız eğer kış aylarında sadece hafta sonu için bile gidebileceğiniz sakin ve keyifli bir mekan Altınoluk. Nasıl gidilir, hangi rota izlenir, ne harcanır, nerede kalınır, nereler gezilir gibi pek çok sorunun cevabını bizzat gezerek deneyimledik ☺
Yola İstanbul’da kar kış kıyamet olacak söylentilerine aldırmadan cumartesi sabah 6’da çıktık. Yolculuk, sabahın köründe uyanmış olmanın verdiği yorgunluğa rağmen, doğa İstanbul çevresinden uzaklaştıkça güzelleştiği için keyifliydi. Çanakkale üzerinden gitmeye karar verdiğimiz için Silivri, Marmara Ereğlisi, Tekirdağ, Malkara güzergahını izleyip oradan Lapseki tarafına döndük ve Kilitbahir’den Çanakkale feribotuna bindik. Bu arada biz Kilitbahir’e gelene kadar hava ciddi anlamda kötüleştiği ve fırtına başladığı için feribotun iptal edileceğine dair içimizi de bir korku sarmadı değil. Hatta ilk başta yaz aylarında feribotların kalktığı iskeleye gittiğimiz için kapalı olduğunu gördüğümüzde yaşadığımız şoku siz düşünün artık. Aslında feribot işletmesini de arayıp teyit etmiştik ama işte insan bir an kapalı görünce o küçük şoku yaşıyor ister istemez ☺ O sırada oralarda olan bir beyefendi bizi yönlendirdi de doğru feribota ulaşmayı başardık. Feribot için tavsiyemiz yanınıza biraz simit ya da ekmek alın ve giderken martıları besleyin. Hayvanlar o kadar alışmışlar ki elinizden dahi ekmek alabiliyorlar uzattığınızda.

                 

Altınoluk’a geldiğimizde hem biraz dinlenmek hem de eşyaları bırakmak için direk otelin yolunu tuttuk. Papazlıkhan Butik Otel’de konaklamak için rezervasyon yaptırmıştık. Bu arada oteli direk aradığınızda 2 kişi için 200 tl diyorlar ancak tatil sitelerinde daha uygun fiyatlar bulabiliyorsunuz, hatta sonrasında otelle pazarlık da yapabilirsiniz bu fiyatlar üzerinden, tamamen size kalmış. Otel dağ tarafında ve yeri de biraz karışık olduğu için Google maps gibi bir uygulamayı kullanarak ulaşmayı deneyebilirsiniz ancak bu noktada dikkatli olmanızı öneririz çünkü otelin yeri haritalarda doğru değil. Yol sizi otelin bir üst sokağına yönlendiriyor ve toprak bozuk bir yol olduğu için yanlışlıkla girmeniz durumunda sıkıntı yaşama ihtimaliniz de yüksek. Bu konuda otele de bilgi verdik ama çok anladıklarını ya da düzelteceklerini pek sanmıyoruz bu nedenle dikkat etmekte fayda var.
Bu otelde daha önce de konakladığım ve manzaranın muhteşemliğinden haberdar olduğum için direk önerim burası olmuştu ancak kış aylarında olmamızdan dolayı mıdır yoksa otelin genel haleti ruhiyesinden midir bilinmez ama çalışanlar dahil genel bir umursamazlık hakimdi. Hani odanın manzarası bu denli güzel ve dinlendirici olmasa farklı bir yerde de kalmayı tercih edebilirdik. Odaya adım attığınız anda boydan boya cam olan balkondan tüm Altınoluk’u görebiliyorsunuz ve bu manzara yattığınız yerde bile karşınızda olmaya devam ediyor. Bu nedenle de otel çalışanlarının tavrını önemsemedik ve oteli değiştirmedik. Ancak siz farklı seçenekleri de değerlendirebilirsiniz. Dağ tarafındaki otellerden birini seçecekseniz mutlaka deniz tarafına bakan bir oda isteyin ki onca yolu tırmanmış olmanıza değsin.

           

Zeus Altarı
Zamanımız kısıtlı olduğu ve ertesi gün de dönüş yoluna geçeceğimiz için eşyaları odaya bırakıp 15-20 dk dinlendikten sonra fazla zaman kaybetmeden yine kendimizi yollara vurduk. İlk istikamet Zeus Altarı’ydı. Rota için Tıklayınız .. Haritadan baktığınızda yolun kıvrımı sanki Altarı geçmişsiniz gibi düşünmenize neden oluyor ama endişe etmeyin çünkü yol sizi arka tarafa götürüyor ve buradan Altar’a 10-15 dklık yürüyüş sonrası ulaşabiliyorsunuz. Yürüyüş yolu boyunca kış aylarında olmamıza rağmen yeşilin birçok tonunu görebildik, doğa da bir harikaydı ta ki Altar’a gelene kadar. Altara ulaştığımızda bizi çöp tenekelerinden taşmış ve etrafa yayılmış çöpler karşıladı. Yiyecek arayan hayvanların ve çöpünü atacak yer bulamayan insanların sayesinde etraf baya bir dağılmıştı. Maalesef kış dönemi belediyenin burayı kendi haline bırakmasına neden olmuş. Uyarı levhalarını koymak dışında pek ellerini sürmüyorlar belli ki . Bir kısım zeki insan da Zeus’dan medet ummuş olacak ki poşet kumaş parçalarını kenarda duran bir ağacın dallarına bağlayarak kendilerine bir dilek ağacı oluşturmuşlar, o da ayrı bir saçma görüntüydü. Yine de altara çıktığımızda gördüğümüz manzara biraz önceki görüntüleri unutturmayı başardı. Eğer güzel sakin bir havada gidiyorsanız yanınıza bir şişe şarap almanızı da öneririm, tabii aracı kullanacak arkadaşa ancak üzüm suyu olabilir ☺ Açın şarabınızı ve manzaranın keyfini çıkarın, oturulabilecek gibi yerler de mevcut çünkü. Biz havanın fırtına ile karışık soğuk esintisi yüzünden fazla yukarıda duramadan indik ve sandviçlerimizi aşağıda yedik. Sonrasında da yine aynı yürüyüş yolundan fotoğraf da çekerek yavaştan arabanın yanına döndük. Dediğim gibi ne belediye ne de müzeler müdürlüğü pek alakadar olmadığı için girişte herhangi bir ücret ödemeden altara girip gezebiliyorsunuz. Belediye burayı unuttuğu için çöplerinizi yığılmış çöp kutularına almayıp yanınızda geri götürmeniz bir sonraki gelişinizde belki bir ihtimal daha temiz bir ortam bulmanızı sağlayabilir.

       

Alibey Adası (Cunda)
Altardan çıktıktan sonra arada ciddi bir mesafe olmasına rağmen madem 1 günümüz var iyi değerlendirmek lazım diye düşünerek Alibey (Cunda) adasına gitmeye karar verdik. Altınoluk – Cunda arasındaki yolun deniz manzarası özellikle yolcu koltuğunda oturanlar için ayrı bir keyif doğrusu. Cunda Adası’na girerken Türkiye’nin ilk boğaz köprüsünden de geçmiş oluyorsunuz. Hatta bu konuda kocaman bir bilgilendirme panosu da adanın girişinde mevcut. Sağlı sollu deniz manzarasının keyfini çıkararak gittiğimiz yolun sonunda Cunda’nın birbirinden güzel evleri bizi karşıladı. Adaya vardığımızda hava iyice kararmıştı, hem biraz dinlenmek hem de gelen uykumuzu geri gönderebilmek için Taş Kahve’de bir mola verelim dedik. Yaz aylarında oldukça sevimli bir atmosferi olan Taş Kahve’nin iç mekanı biraz da akşam maç olması nedeniyle saçma bir kahve ortamına çevrilmişti. Dışarıda fırtına nedeniyle oturmak mümkün olmadığı için mecbur içeri geçtik. Türk kahvesi ortalamaydı diyebilirim. Ortam da çok keyifli olmadığı için kahvelerimizi içip kalktık. Bilmem siz sever misiniz ama ben yağmursuz havada kopan fırtınaya bayılırım, hele bir de deniz kenarında denk geldiyseniz tam seyirlik oluyor doğrusu. Bu Cunda akşamında da bu konuda oldukça şanslıydık doğrusu. Kapıdan çıkar çıkmaz fırtınanın içine düştük ve tüm yorgunluğa, halsizliğimize rağmen durup neredeyse 15-20 izledik, tadını çıkardık.

       
Yolumuz uzun olduğu için ufaktan biraz Cunda’nın içinde de dolaşarak arabaya geri dönmeye karar verdik, bir yandan da neden Cunda’da kalmadık acaba diye söyleniyorduk tabii. Cunda’nın sokaklarında insan yoktu ama bol bol kedi ve birkaç tane de köpek vardı. Kış gelince bu arkadaşlar da kendi hallerinde bir paspas, bir kapı bulup sığınmışlar belli ki. Biraz kışın biraz da fırtınanın etkisiyle sokakların boşluğu insana bir terk edilmişlik hissi de bırakıyor ve gezmesi daha da keyifli oluyor. Otele dönmeden bir arkadaşımızın isteği üzerine sakızlı kurabiye almak için meşhur karadeniz pastanesine uğradık. Sonrasında da aracımıza geçip Altınoluk yoluna koyulduk.
Akşam yemeği için Asos taraflarına gitmeyi tercih edebilirsiniz ancak biz odamızın manzarasının keyfini çıkarmaya karar verdik ve marketten kafamıza göre alış verişimizi yapıp otelin yolunu tuttuk. Yol arkadaşınız kamp canavarı olunca odada her türlü sıcak yiyecek ve içecek hazırlayacak ekipmanınız da oluyor. Menümüzde peynirli baharatlı makarnamız, meyvemiz ve tatlı olarak da Cunda Karadeniz pastanesi aldığımız sakızlı kurabiyelerimiz vardı. Bu arada Cunda Karadeniz Pastanesi sakızlı kurabiyesi ile oldukça ünlenmiş ancak denediğimiz kurabiye çeşitlerinin hiç biri istediğimiz lezzeti veremedi bize. Yani evet pastane ortamı çok sevimli düzenlenmiş, çalışanları kibar ancak lezzet konusu maalesef hayal kırıklığı yaşattı. Kurabiyelerin orasını burasını kurcalayıp bıraktık belki yarın yolda lazım olur diye bir kenara ayırdık.
Otel oda kahvaltı şeklinde çalışıyor ancak kahvaltıyı arka tarafta kalan şömineli salonda alabiliyorsunuz. Bu salon akşam kalabalık grupla gittiğinizde birşeyler içerken muhabbet etmek için oldukça keyifli ve sıcak ancak sabah kahvaltısı için çok da iç açıcı sayılmaz. Özellikle üst katta odanızın harika manzarasını ve bu manzarayı bırakarak İstanbul’a dönecek olduğumuzu düşününce bize hiç cazip gelmedi. Hazır çayımız, kahvemiz ve sandviçlerimiz de varken kahvaltımızı da odamızda yapmaya karar verdik. Otelden ayrılmamıza yakın deli gibi yağmur yağmaya başladı. Eşyalarımız çok olmadığı için hızlıca arabaya yerleştik. Otelden aşağı indiğimizde meydanda yaz kış tezgahını açan teyzeden bir Altınoluk klasiği olarak nar ekşilerimizi, zeytin yağımızı, salçamızı, baharatımızı almayı da ihmal etmedik. Bu arada zeytin yağını eve gelir gelmez denedim ancak beklediğim performansı alamadığımı belirtmem lazım. Farklı bir yeri tercih edebilirsiniz ve bir öneri daha benim yaptığımı yapmayın mutlaka almadan önce tadına bakın ☺

                             
İstanbul’a yine Çanakkale üzerinden dönmeye karar verdik. Yolda fırtınanın içine girdik, bir anda deli gibi yağış başladı tam yağmur bitti derken acayip yoğun bir sisin içinde kaldık. İstanbul il sınırına yaklaşırken ise o yola çıkacağımız zaman haberini almış olduğumuz şiddetli kar yağışı ile buluştuk. Bu arada tüm yol boyunca “go pro” çalıştı, tüm bu kar, yağmur, sis görüntülerini, doğanın sesini kaydettik, yani en azından kaydettiğimizi düşündük. Öyle ki görüntüler bozulmasın diye çok sevgili yol arkadaşım beni pek çok kez susturdu, uyardı ☺ İstanbul’a gelip de Ispartakule’nin orada bir kısım eşyaları eve bırakalım diye toparlanırken bombayı fark ettik. Evet go pro tüm yol boyunca çalışmış, çekimlerini de yapmıştı ancak küçük bir ayrıntı olan mercek kapağını cihazın üzerinden unuttuğumuz için görüntüler değil sesler kalmıştı elimizde ☺ Tabii fotoğraflar ve diğer görüntüler mevcut ancak o aynı gün yaşanan iklim farklılıklarını bir sonraki gidişimizde tekrar denk getirerek kaydetmemiz gerekecek.
Yaz günlerinin turist kalabalığından arınmış, kafa dinlemek için ideal bir tatildi ve hafta sonu bittiğinde ne kadar dinlenmiş olduğumuzu da fark ettik. Uzun soluklu tatiller yerine bir iki günlüğüne de olsa mevcut düzenden uzaklaşarak farklı bir şeyler yapmak insana iyi hissettiriyor, sizlere de tavsiye ederiz. Aracı kullanana sormak lazım gerçi ama bence yanınızda uyumlu yol arkadaşlarınız varsa gidilen yol da insanı yormuyor ☺

Gezi Masrafları
Araç Kiralama : 210 TL ( 2 Günlük, sigorta dahil)
Otel Konaklama : 190 TL ( 2 kişi 1 gece oda + kahvaltı)
Çanakkale Feribot : 60 TL ( gidiş – dönüş)
Transit yol ücretleri : 10 TL
Benzin : 330 TL (İstanbul içi ulaşım ve Cunda adası seyahatleri de dahil edilmiş hali ile araç kiralandığı andan itibaren harcanan tutar)

Altınoluk Alışverişi
Zeytin yağı 1 lt :20 TL
Nar Ekşisi 1 lt :15 TL
Karadut Konsantresi 1 lt :20 TL
Biber Salçası :12 TL
Kekik : 2 TL

Bir Cevap Yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir