Safranbolu

Yolculuğun ana çıkış sebeplerinden en önemlisi askerdeki arkadaşımızı ziyaret etmek ve uzun yol yapmak 🙂
Belirlenen Rotamız:

2 Gün için düşündüğümüz yolculuk gidiş-geliş toplam 881.4 KM.İstanbuldan yola çıktığımızda herşey güzeldi.
Bolu tüneline yaklaştığımız sırada ufaktan üşümeye , tünele girdiğimizdeyse tamamen donmaya başladık.Hiç bitmeyen bir tünel olduğunu düşündük.Yola beraber çıktığım arkadaşımın anneside askerdeki arkadaşımız için börek yapmış bunu ona vermemizi tembihleyip özellikle yanımıza vermişti 🙂 fakat yolda umulmadık bir şekilde acıkan bizler tünel sonrası ısınmak için durduğumuz bir noktada o börekten epeyce yemiş olacağız ki pek birşey kalmadı … Gerçi arkadaşımızda süt ürünlerine karşı alerji olan (Laktoz) sorunu vardı ve böylece kendi
kendimizi teselli ettik 🙂 Epeyce ilerledikten sonra güneş bizi ısıtmaya başlamıştı ki buna çok sevineceğimi hiç bu kadar düşünmemiştim doğrusu.Yolun uygun bir erinde durup dinlenmek için mola verdik ve ardından yine yola koyulduk.Gerede gişelerinin orada birkez daha anladımki motor kullanmak hem güzel hem çok güzel.Sanırım kullandığımız araç araba olsaydı yaklaşık 2,5 saat daha sırada beklemek zorunda kalıcakken motorla toplamsa 10dk içerisinde kuyruğun ucuna tırların aralarından gecerek ulaşıp geçmeyi başardık.Bizde ozaman KGS vardı o şekilde geçiş yaptık (KGM).Duraklamalarımız dahil 5 saatin sonunda Safranbolu’ya
ulaştık.Gerçekten görülmesi gereken güzel sakin,sessiz bir yer.Şehir merkezine il girdiğimiz andan itibaren 34 plakalı olduğumuz için mi yoksa motor olduğu için mi bilemiyorum baya bir ilgi vardı üzerimizde.Marketten aksam yemek içmek için birşeyler almak için durduğumuz sırada bir mağza sahibi yanımıza gelerek  ”Motorunuzu benim kapımaın önündeki yere koyabilirsiniz. ” demesinin ardından ”Hangi kanaldan geliyorsunuz?” Sorusuna yanıt olarak birşey demememize rağmen arkadaşım gereken açıklamayı yaptı.Fakat halen daha bizim hangi kanaldan geldiğimizi soran amcaya sonunda istemeden yalan konuşmak ve onu mutlu etmek zorunda kaldık 🙂 Ardından alacaklarımızı alıp askerimizle buluşmak için eski çarşının olduğu yere doğru harekete geçtik.
Askerimizin fazla zamanı olmadığı için onunla fazla zaman geçirmedik 1. gün ondan ayrıldık ve kalıcak bir yer bulmak için dolanmaya başladık.Bir iki ormanlık alandan sonra yarı ormanlık halka açık piknik alanı bulduk.Şansımıza pek kimse yoktu ve hemen yanımızda bir çeşme vardı.Yüzümüzü ellerimizi temizledikten sonra rahat moda geçtik ve motor kıyafetlerimizden kurtulduk.Bulunduğumuz yerin manzarasıda gayet güzeldi ve tabikide heryerde olduğu gibi burada da kendime bir dost buldum 🙂
Bizim gittiğimiz yıl hiçbir şey yokken bu bölgede internette şimdir (Çamtarla) arattığımda birçokşeyin değiştiğini doğallığının bozulduğunu gördüm buda beni çok üzdü doğrusu. 🙁 Görüldüğü gibi çadır biraz uyduruk duruyor 🙂 Çadırı başka bir arkadaşımızdan aldığımız için sağolsun çadır demirlerini niye bilinmez ayrı yerde muhafaza ettiği için biz bunu son dakika öğrenmiş olduk.Telefonla kendisine bağlanıp dilediğimizce sövdük kendisine.Yine şanslıyız ki motorda bulunan lastikleri birbirine tutturarak çadıra benzetmeyi başardık.Sıra yemek işine geldi.

 Tavsiye ederim Safranboluda marketten almış olduğumuz sucuklar efsaneydi.Başladık güzel güzel pişirmeye.Bizdem önce gelen piknikçilerden kalan közlerle hemencecik pişti sucuklarımız.Fazla gelenleride bizim ufak dostumuza ikram ettik kendiside doya doya yedi.Saatlerimiz 01:00 olduğunda da uyku moduna geçtik çadıra benzeyen tentemizin içinde.Sabah olduğunda hemen toparlanıp askerle buluşma noktası olan yere doğru yola koyulmaya başladık.Bize motoru bırakmamızı ve taksiyle bizi bir yere götüreceğini söyledi ve tabiki de birşey yemememizide tembihledi.Biz merakla nereye gideceğimizi düşünürken (Efsane Konarı Gölü) denilen çok güzel bir kahvaltı yerine geldik.Ben bu kadar kaliteli ve doğal hemde çok yiyip ama az ödediğim bir yer daha görmedim.Üç kişi ne varsa silip süpürdük patlama noktasına geldik 42tl veya 44tl gibi fir fiyat ödedik (04.07.2010) Oradan çıktıktan sonra ikinci durak (İncekaya Su Kemeri) olarak belirlendi ve yola çıkıldı.Burası gerçekten çok güzel bir yer.Yeşil hiç bozulmamış tabi ben bunları 2010 koşullarına göre söyledim 🙂 Örneğin su kemerine giriş yani üzerine çıkıp yürümek 2012 veya 2013 yılında yasaklanmış.Son olarak bir genç kız su kemerinden kendisini boşluğa bırakmış.Kemerin üzerinde yürürken sanki 3D bir ortamdaymışsınız gibi geliyor çok eylenceli ama bir okadar da ürkütücüydü.Sağolsun taksici Nuri Abi bizim fotolarımızı çekti biz kemer üzerinde gezerken.Sonra tabi bizde onu çektik ödeşmiş olduk kendisiyle 🙂 Üçüncü ve son durağımız (Bulak Mağarası).Kapalı alan sıkıntınız (Klostrofobi)’niz varsa sıkıntı olabilir.Bende yok fakat ilk girdiğimde 1 dk bile dayanamadım ve hemen dışarı çıktım.Sonraki denememde sonuna kadar gittim.Daha açılmamış yerleri var bu mağaranın.Her köşesinde şaşırıyorsunuz nasıl oluşmuş bu sarkıtlar dikitler diye.Dışarı çıktıktan sonra birer soğuk içecek alıp dinlendik ve motoru bırktığımız okula doğru yola koyulduk.Yolda yapılan bir kazı etrafından geçerken Nuri Abimiz durdu ve birisi ile selamlaştı.Önde oturan akradaşımızı göstererek ”Ziyaretimize gelmişler İstanbul’dan” dedi.O beyde bizi selamlayarak hoşgeldiniz dedi ve devam ettik.Meğer o kişi Safranbolu Belediye Başkanı Dr. Necdet AKSOY muş.Buna çok güldük çünki hiç beklemiyorduk doğrusu.Kendisiylede haberimiz olmadan tanışmış olduk.Motor başında askerimizden ayrılıp artık geri dönüş yoluna koyulduk ve 2 günlük süren güzel bir yolculuğuda böylece bitirmiş olduk.Toplamda 881.4KM yaptık ve çok eğlendik.

                          

                              



Bir Cevap Yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir