Trilya ( Zeytinbağ )

 

Sabah feribotla Kabataş’tan yola çıktık, ilk varış noktamız Mudanya. Sahildeki eski yapıları görmek için sahil boyunca yürüdük. Eski Rum evleri bizleri kendilerine hayran bıraktı. Çok fazla değiller sadece 4 veya 5 sokak kadar kalmıştı, hatta bazılarının yanında betondan yüksek yüksek binalar yapılmış bile. Birazcık daha gezdikten sonra yoldan geçen dolmuşa biniyor ve ikinci ve asıl durağımız olan Trilya’ya doğru yola çıkıyoruz.

     

Bu yerin ismi ile alakalı farklı söylemler var öncelikle kısaca bundan bahsedelim.

–       İlk olarak  Trilya adının eski Yunanca ‘da ‘’barbunya balığı kimileri barbun balığı diyor’’ anlamı taşıyan ‘’Trigla’’ sözcüğünden trürediği düşünülmekteymiş. Bu balık türü zamanında bu bölgede çokça bulunmaktaymış.

–       İkinci olarak ise Bizans döneminde Bursa yönetiminden çıkan üç Papazın buraya gelerek bir yerleşim yeri kurdukları  ‘’Tri’’ üç  ‘’İlya’’ Papaz anlamları kullanılarak da buraya Tirilya denmiştir fakat yöre insanımız tarafından zamanla Tirilye olarak adlandırılmıştır.

Ayrıca bu yer ile ilgili gurur verici bilgiye nedense türkçe kaynaklarda raslamak oldukça güç. Yabancı kaynaklı bir yazıda öğrendiğimiz bir bilgiye göre Zeytinbağ’lı olan İsmail AKBAY isimli bey NASA da çalışan ilk Türk ünvenını almış kişiymiş. Yabancılar bizi bizden iyi tanıyor 🙂

  

Gelelim bu güzel yere nasıl ulaşabiliriz kısmına : İDO kullanarak öncelikle Mudanya’ya gelmek gerekiyor tabu bu yöntem İstanbul’dan en kolay ulaşım için 🙂 sonrasında iskeleden çıkar çıkmaz sizi minibüsler karşılıyor ve direk size 2,50 TL karşılığında Zeytinbağı ( Trilya ) na götürüyor. Dediklerine göre her yarım saate bir karşılıklı olarak dolmuşlar çalışmakta. Yazının başından beri Trilya diyorum ama günümüzde Trilye olarak değişmiş. Halkım buna da bir çözüm üretmiş yani 🙂

Dolmuştan indikten sonar sahile doğru yürüyüşe başladık. Unutmadan çoğu yerde kredi kartı geçiyor fakat nakit çekecekseniz eğer ortak nokta kullanmıyorsanız Mudanya’da para sorununu Atm’lerden halledin derim ben, orada her banka yok benim aklımda kalan iş bankası ve ziraat bankası atmleri vardı.

  

Sahile vardığımızda kahvaltı için bir yer seçtik ve bence oldukça şanssız bir seçim oldu bizim için. Manzara ve masaya gelen menemen dışında her şey kötüydü. En basiti serpme ( Hastayım bu lafa donat masayı dercesine sanki ) kahvaltı istediğinizde bir salatalığın yarısını bile etmeyecek sayıda salatalık, domates  ve peynir geliyor 3 kişi serpme kahvaltı dediğimizde en son 3 kişi yarım dilim beyaz peynir dilimini nasıl 3 eşit parçaya böleriz diye düşünüyordum 🙂 fakat menemen ve ev salçasına kesinlikle lafım yok beraberinde onlara eşlik eden köy ekmeğine hiç laf etmiyorum. Kahvaltıdan sonra sahilden başlayarak gezmeye başladık. Önce ev yapımı reçeller, zeytin yağları, zeytinler satan bir iki dükkan gördük ardından restoranların önünden daldık bir ara sokağa ve sırasıyla:

  •   3 – Fatih Camisi ( Bilgi için Tıklayın… )
  • 10 – Fatih Camisi Çeşmesi
  •   4 – Hamam ( Yenileme çalışmaları olduğu için ziyaret edemedik. )
  •   7 – Kemerli Kilise ( İçler acısı bir durumda olan eski Kilise İstanbuldaki Patriklik tarafından ücreti ödenerek satın alınmış ve demir kapı konularak tadılatına başlanacağı günü beklemekte. )
  •   1 – Dündar Evi ( Bilgi için Tıklayın…  1 Yıl öncesine kadar oturanlar varmış fakat şuan kapılarına kilit vurulmuş kötü bir halde duruyor.)
  •   2 – Taşmektep ( Bilgi için Tıklayın…  Yenileme çalışmaları var denilmişti fakat biz pek bir yenileme falan görmedik çürümeye bırakılmış güzelim bina. )
  •   5 – Kültür Merkezi
  •   9 – Çeşme
  •   6 – Zeytinyağı Fabrikası

         

gezdikten sonra beklenen fireyi verdik. Melisa foto çekerken telefonu ustalık isteyen bir biçimde yere düşürdü ve ekran sizlere ömür. Tepede bulunan çay bahçesine yürüdük, hafta sonu ve havanın güzel olması yüzünden çok kalabalıktı açıkçası pek zevk alamadık, hele ki açılan o radyo son ses bizi bezdirdi ve fazla oturmadan sahile geri dönmek için oradan ayrıldık. Sahildeki elişi stantlarına baktık ve birkaç bir şey aldıktan sonra Trilya çarşısı denilen yere yürüdük adı çarşı tabi ki 🙂 görünüş pek çarşı gibi değil toplam iki adet dükkân bulunuyor. Oradaki alışverişimizi de bitirdikten sonra sahile geri donduk ve çay bahçesinde güneşin altında bir dinlenme daha yaptık.

  

 

Saatlerimize baktık ve fazla geç kalmamak için dolmuşların kalktığı yere doğru yola koyulduk. İstanbul’dan uzak güzel bol oksijenli bir gün geçirdik. Dönüşümüzün hemen ardından soluğu telefoncuda alarak Melisanın asık, üzgün suratını düzelttik.

Bir Cevap Yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir